15 Eylül 2015 Salı


The Maze Runner: The Scorch Trials 

18 Eylül 2015
Yönetmen: Wes Ball
Oyuncular: Dylan O’brien, Nathalie Emmanuel
Konu: Labirentten çıkmayı başaran kahramanlarımızın önüne bu sefer aşmaları gereken birkaç engel daha çıkar.

Filmden bahsetmeye başlarsak; öncelikle ilk filme göre biraz daha sıkıcı olacağını düşünüyorum çünkü filmin asıl konusu labirentten çıkmaktı ve çıktılar da. ‘’Eee şimdi ne olacak peki?’’ diye bir soruyor insan. Yine de beklediğim filmlerden bir tanesi. Beklentilerimi yüksek tutmamaya çalışıyorum sadece. Wes Ball 2. filmin kitaptan biraz ayrılacağını belirtti. Filmde ‘’Game of Thrones’’ dizisinden tanıdığımız Aiden Gillen(Lord Baelish/Littlefinger), Nathalie Emmanuel(Missandei) ve Thomas-Brodie Sangster(Jojen Reed) da rol alıyor.



Black Mass 
18 Eylül 2015
Yönetmen: Scott Cooper
Oyuncular: Johnny Depp, Benedict Cumberbatch, Joel Edgerton
Konu: Güney Boston bölgesinde ki en azılı ve en korkulan suçlulardan biri olan Whitey Bulger, sicilini temizlemek için FBI muhbirliğini kabul eder. Kendisi aynı zamanda eyalet senatörü Bill Bulger’ın da erkek kardeşidir.

Johnny Depp ödeme gecikmesi yüzünden filmden kendi isteğiyle çıktı ama sonra işler istediği şekilde gidince geri döndü. Benedict Cumberbatch ve Julianne Nicholson 2. defa aynı filmde rol alacak. Film gerçek bir hikayeye dayanıyor. Merak edilen sorulardan biri de: Film kendisine Oscar adaylığı kazandırabilecek mi?



Everest 
25 Eylül 2015
Yönetmen: Baltasar Kormakur
Oyuncular: Jake Gyllenhaal, Jason Clarke, Keira Knightley
Konu: Everest’i kendilerine hedef edinen dağcılar yolda fırtınaya maruz kalır.

-    Christian Bale 2014’de çıkan ‘’Exodus: Gods and Kings’’ filmi yüzünden bu filmde rol almayı reddetti. Film, 1996 Everest Dağı'nda yaşanan bir faciadan esinlenmedir. Jason Clark bu ‘’Terminator: Genysis’’ filminde olduğu gibi bu filmde de Christian Bale yerine kadroya alınmıştır. Jake Gyllenhaal'ın da içinde bulunduğu filmimiz acaba akademi için yeterli olacak mı?


Legend
2 Ekim 2015
Yönetmen: Brian Helgeland
Oyuncular: Tom Hardy, Emily Browning, Taron Egerton
Konu: 1950’li yıllarda İngiltere’nin Londra şehri ikiz suçlular tarafından terörize ediliyor. Tom Hardy filmde geçen bir dövüş sahnesinde ayak bileğini çatlatmıştır.

Son dönemin en popüler isimlerinden biri olan Tom Hardy 2015 yılında sınırları zorlamaya devam ediyor. Akademideki büyük ekranda kendimi izlemek istiyorum diyen Hardy filmde 2 karakteri canlandırıyor. Aynı filmde 2 kişiyi canlandırarak gerçekten de büyük bir işe soyunmuş kendisi. Şahsi düşüncem bu filmin Hardy'ye büyük bir getirisi olacak.


The Martian
 2 Ekim 2015
Yönetmen: Ridley Scott
Oyuncular: Matt Damon, Jessica Chastain, Sean Bean,
Konu: Mars’a yolculuk yapan bir astronot ekibi kendini bir fırtınanın içinde bulur. Fırtınadan sağ salim kurtulan ekip aralarından birinin eksik olduğunu fark eder.

Uzayda geçen filmler daima dikkatimi çekmiştir. Star Wars mesela, en sevdiğim. Fakat bu film pek Star Wars tarzı değil. Uzayda geçiyor diye illa lazerler beklememek gerek, daha çok uzayda bir kurtarma çalışması. Ridley Scott her zaman büyük oynayan bir yönetmen olmuştur. Filmi de 70 günde çekmeyi başarmış. Tahminen yine şirkete büyük paralar kazandıracaktır.



Steve Jobs
9 Ekim 2015
Yönetmen: Danny Boyle
Oyuncular: Michael Fassbender, Kate Winslet, Jeff Daniels
Konu: Apple’ın geçtiğimiz yıllarda hayatını kaybeden CEO’su Steve Jobs’ın iş hayatı.

Apple şirketinde önemli rol oynayan fakat maalesef geçtiğimiz yıllarda hayatını kaybeden dünyanın önde gelen CEO’larından Steve Jobs’ı daha iyi tanıma şansı bulacağız filmde. Güzel bir biyografi olabilir gibime geliyor. Özellikle içinde senenin en çalışkan ismi Michael Fassbender varken.



Pan 
9 Ekim 2015
Yönetmen: Joe Wright
Oyuncular: Hugh Jackman, Amanda Seyfried, Levi Miller
Konu: Yetim bir çocuk kendini bir anda tehlikerle ve eğlencelerle dolu bir büyülü evrende bulacaktır.

Çocukluğumuzun Peter Pan’i en sonunda tekrar film oluyor. Hem aksiyonlu hem de eğlenceli bir film olacağına kesin gözüyle bakıyorum, ayrıca Hugh Jackman da eminim ki filme çok şey katmıştır. Tipindeki değişiklik bile filmin güzel olacağının habercisi.




Bridge of Spies 
16 Ekim 2015
Yönetmen: Steven Spielberg
Oyuncular: Tom Hanks, Eve Hewson, Alan Alda
Konu: Amerikalı bir avukat, soğuk savaş esnasında Amerika’da yakalanan bir Rus casusunun savunma avukatı olarak atanır.

Aaah ah eskiden savaşan, cephelerde cirit atan Tom Hanks, şimdi ancak savaşın avukatlığını yapıyor. Güzel bir konu ve güzel bir drama var bu filmde. Steven Spielberg’den milliyetçiliği dolu dolu hissedeceğimiz bir -başyapıt?- daha.




Secret in Their Eyes 
23 Ekim 2015
Yönetmen: Billy Ray
Oyuncular: Nicole Kidman, Julia Roberts, Chiwetel Ejiofor
Konu: 3 FBI ajanı küçük bir kızın ölüm ihbarına giderler. Gittiklerinde ölen küçük kız aslında Julia Roberts’ın oynadığı Jess karakterinin kızıdır.

Nicole Kidman ve Julia Roberts gibi 2 güler yüzlü insanın ilk kez bir arada oynadıkları film neden böyle bir ağır dram acaba? Böyle polisiye ve ağır suçlarla ilgili filmlerde genelde erkek oyuncuları görürdük. Fragmanına bakacak olursak güzel bir film bizi bekliyor.




Paranormal Activity: The Ghost Dimension 23 Ekim 2015
Yönetmen: Gregory Plotkin
Oyuncular: Olivia Taylor Dudley, Chloe Csengery, Brit Shaw, Ivy George
Konu: Fleeges ailesi yeni bir eve taşınır. Garajda bir kamera ve kasetler bulan aile, lenslerle etrafa baktıkça garip şeyler olmaya başlar.

Tek başına izlenmeyecek bir film daha mı? ‘’Paranormal Activity çok baydı’’ dedikodusu artık bitecek mi? Maalesef bitecek. Yapımcılar son film olduğunu resmen açıkladılar. Yani filme gidecekseniz içiniz rahat olsun. Daha da yok.




The Last Witch Hunter
23 Ekim 2015
Yönetmen: Breck Eisner
Oyuncular: Vin Diesel, Rose Leslie, Elijah Wood, Michael Caine
Konu: Kaulder insanlarla, en korkunç cadıların arasında koruyucu görevi yapan tek kişidir.

Heyecan ve aksiyon dolu fantastik bir film olacak gibi duruyor fakat Vin Diesel abimizi ben böyle bir filme yakıştırmadım. Fantastiklik ona göre değil.




James Bond 007: Spectre 
6 Kasım 2015
Yönetmen: Sam Mendes
Oyuncular: Daniel Craig, Christoph Waltz, Ralph Fiennes, Monica Bellucci
Konu: James Bond kendi geçmişiyle alakalı kimseye söylemediği bir mesaj alır.

İşte bu! En sevdiğim ve en sabırsızlandığım film herhalde bu olabilir. Yine müthiş bir aksiyon bizleri bekliyor. Bu filmi kesinlikle sinemada izleyin derim.




The Hunger Games: Mockingjay Part 2 
20 Ekim 2015
Yönetmen: Francis Lawrence
Oyuncular: Jennifer Lawrence, Josh Hutcherson, Liam Hemsworth, Natalie Dormer
Konu: Artık soğuk savaş bitmek üzeredir. Katniss Everdeen ve 13. Bölge tüm gücüyle Kapitol’e saldırma planları yapmaktadır.

Evet bu filmin part 1 kadar sıkıcı olmayacağını hepimiz biliyoruz, artık soğuk savaş bitti. Artık aksiyon zamanı! Serinin son filmi olması beklenen filme karşı beklentim, beklentimiz çok büyük.




Creed
25 Kasım 2015
Yönetmen: Ryan Coogler
Oyuncular: Sylvester Stallone, Michael B. Jordan, Tessa Thompson, Graham McTavish
Konu: Eski Dünya Şampiyonu Rocky Balboa, en büyük rakibi Apollo Creed’in oğlu Adonis Creed’e koçluk yapmaktadır.

Bir nevi Rocky’nin devam filmi denilebilir. En büyük rakibinin oğlunu kendisi gibi dünya 1.si yapabilcek mi? Ryan Coogler çektiği Fruitvale Station'la kazandığı Sundance sonrası muhteşem bir sıçrama yapmış; Warner Bros. yapımcılığında Sylvester Stallone gibi bir isimle çalışma şansını yakalamış. İlk filmindeki başarısını acaba Creed ile devam ettirebilecek mi?




In the Heart of the Sea 
11 Aralık 2015
Yönetmen: Ron Howard
Oyuncular: Chris Hemsworth, Cillian Murphy, Brendan Gleeson
Konu: Balina avlamak için denize açılan mürettebat 90 gün boyunca, devasa bir balinayla baş başa kalır.

Chris Hemsworth’u Marvel dışında görmek beni mutlu ediyor. Akademi ödüllü Ron Howard bizi bu sefer de Moby Dick ile tanıştırıyor. 




Knight of Cups
11 Aralık 2015
Yönetmen: Terrence Malick
Oyuncular: Christian Bale, Cate Blanchett, Natalie Portman
Konu: Los Angeles’ta yaşayan bir yazar; etrafında olan garip olaylara alışmaya, başka bir deyişle, anlamaya çalışmaktadır.

Filmin oyuncu kadrosu gayet iyi, hatta mükemmel diyebilirim. Ana karakterler dışında filmde, Ben Kingsley, Antonio Banderas, Wes Bentley gibi isimler rol alıyor. E tabii izlenmeye değer bir film gibi duruyor. Sonuçta yaptığı her iş ile ses getirmeyi başaran Terrance Mallick'ten bahsediyoruz.




Star Wars: Episode VII The Force Awakens 18 Aralık 2015
Yönetmen: J.J. Abrams
Oyuncular: Harrison Ford, Mark Hamill, Carrie Fisher
Konu: George Lucas tarafından çekilen serinin devam filmi.

Eveeeet gelelim geçen yıldan beri hepimizin sabırsızca beklediği Star Wars’a. Fragmanı izlerken Han Solo’nun ‘’Chewie, we’re home.’’ demesinden bile tüylerim diken diken oldu, anılarım canlandı. Herkesin kafasında ‘’Acaba ne olacak?’’ tarzı bir soru vardır elbette. Bekleyip göreceğiz. Bence 2015’te gidilmesi gereken en önemli filmlerden biri.




Joy
25 Aralık 2015
Yönetmen: David O. Russell
Oyuncular: Jennifer Lawrence, Bradley Cooper, Robert De Niro
Konu: 4 jenerasyon boyunca maddi açıdan yükseliş gösteren bir ailenin genç kızı Joy Manogan, kendi başarılarını elde etmek için çabalar.

Çektiği son 4 filmin 3'ü ile Oscar'a aday olan hatta ödüller kazanan David O. Russell, Jennifer Lawrence, Bradley Cooper ve Robert De Niro'yu çok sevmiş olsa gerek ki 3 film üst üste onlarla çalışmayı tercih etmiş. İlginç bir istatistik daha Jennifer Lawrence, David O. Russell ile çalıştığı 2 filmde de Oscar'a aday oldu hatta birinde ödül almayı başardı. Acaba Joy, Lawrance'ın yeni bileti olacak mı?




Snowden
25 Aralık 2015
Yönetmen: Oliver Stone
Oyuncular: Shailene Woodley, Scott Eastwood, Nicolas Cage, J. Gordon-Levitt
Konu: Bir CIA ajanı, gizli olan binlerce dosyayı basına sunar ve bir anda arananlar listesinde en başa yükselir.

Citizenfour'un dünya çapında ses getirmesi sonrası Edward Snowden'ın biyografisini yapmaya karar verdiler. Citizenfour'da gördüğüm Edward'ın NSI'den dosyaları nasıl kaçırdığını izleyeceğiz. Tabii fragmandan bir şey anlamak mümkün değil ama ne anlatacağını biliyoruz.


12 Eylül 2015 Cumartesi

1) Francis Ford Coppola


Bellyboy and the Playgirls adlı üç boyutlu bir porno filmi çekmiştir.


2) Roman Polanski




-2. Dünya Savaşı'nda Almanmış gibi davranarak hayatta kalabilmeyi başardı.
-Karısı ve 3 arkadaşı Charles Manson ailesi tarafından canice öldürüldü.


3) D.W. Griffith



-O kadar ırkçıydı ki filmlerinde siyahi insanları kullanmak yerine beyaz tenli insanları siyaha boyatırdı.

-Saçlarının dökülmesinden çok korkuyordu. Güneşin saç foliküllerini beslemesine imkan verecek şekilde kendisi için özel olarak hazırlanmış hasır şapkalar takardı.


4) Cecil B. Demille



-Motivasyonu düşmesin diye sette mutlaka bir kemancı bulundururdu.
-Metresleri olan aktris Julia Faye ve senarist Jeanie MacPherson ile aynı anda yaşamıştır.
-Çıngıraklı yılanları vurmak için taşıdığı bir silahı vardı.
-Ravel'in Bolero'su eşliğinde çıplak kadınların yedi tül dansını yaptığı bir odası vardı.
-Kadın senaristleri ile yaptığı yaratıcı toplantılarında yeri için ayı postundan olan halısını tercih ederdi. Bunun sebebi olarak da birbirlerini daha iyi tanımaları gerektiğini söylerdi.
-Lisanslı bir pilottu. Kendi havayolu şirketi Mercury Aviation'ı kurdu. Bu Amerika’nın tarifeli seferlerle yolcu taşıyan ilk ticari havayoluydu.


5) Charlie Chaplin



-Chaplin'e benzeyenler yarışmasına katılmıştır ve yarışmayı kaybetmiştir.
-Time Dergisi'nin kapağında yer alan ilk yönetmen ve ilk aktördür.
-Kapitalizm karşıtı olduğu için ABD'den sürgün edilmiştir.
-O kadar kötü kokuyormuş ki bu yüzden bir yönetmen onunla çalışmayı reddetmiştir.
-Çorabından takım elbisesine kadar hiçbir giysisini değiştirmeden iki hafta dolaştığı bilinir. 
-Bazı giysilerini giyebildiği kadar giyip sonra çöpe atardı.
-Öldükten sonra cesedi çalınmıştır ve mezar hırsızları naaşı karşılığında fidye talep etmiştir.

6) Howard Hawks


-Casablanca'yı yönetmesi için teklif verilmişti fakat karısı senaryoyu berbat bulduğu için geri çevirdi. 
-Karısıyla ortak banka hesabındaki tüm parayı çekip at yarışlarına yatırmıştır. 

7) Frank Capra


-Birgün bir cinsel ilişkiye girdikten sonra hastalık kapmıştır. Bunun tek çaresinin sünnet olduğunu öneren doktor için arkadaşına: "Bu adam beni Yahudi yapmaya çalışıyor!" diyerek yanıt vermiştir. 
-İlk işi lisedeyken bir genelevde gitar çalmaktı. 
-En meşhur açıklamalarından biri de şudur;
"Siyahların kalbinde nefret var."

8) Alfred Hitchcock 


-Düzenli olarak ceza davalarını seyretmeye giderdi. 
-İngiltere'nin bir dönem tren tarifelerinin kalkış-varış saatlerini ezberlemişti. Buna takmış durumdaydı. 
-Değişik bir şaka anlayışı vardı. Kızı Patricia'yı dönme dolaba bindirdikten sonra en tepedeyken görevliye dönme dolabı durdurmasını söylemişti. Kızı havada asılı kalmıştı. 
-Kim Novak, Vertigo filminin setinde giyinme odasına girdiğinde tüyleri yolunmuş ve yeni öldürülmüş bir tavukla karşılaşmıştır. Alfred ise kenarda bunu gülerek izlemiştir.
-Mavi boyalı yemekli partileri çok meşhurdu. Tüm yiyecekleri ve içecekleri maviye boyatırdı. Mavi biftek, mavi patates, mavi martini... İnsanların midelerini bulandırmak onun hoşuna gidiyordu. 
-Bir ameliyat yüzünden göbek deliği dikilmek zorunda kalmıştı ve bu yüzden göbek deliği yoktu. Bunu insanlara göstererek onları korkutmaya çalışması da meşhur şakalarından biridir. 
-Papazlardan o kadar nefret ederdi ki onları canavar olarak adlandırırdı. 
-Yumurtalardan garip bir şekilde korkardı. 
"Korkmaktan öte, tiksiniyorum. O hiçbir deliği olmayan, yuvarlak beyaz şeyler... Yumurtanın sarısının parçalanıp sıvısını akıtmasından daha tiksinç bir şey gördünüz mü? Kan neşelendirir, kırmızıdır. Ama yumurtanın sarısı, tiksinti vericidir. Hiç tatmadım. "
-Setteyken içtiği çayların fincanlarını çay bittikten sonra omzunun üstünden arkaya doğru fırlatırdı.
-Çevresindeki insanların çoğu onun sinema hakkında pek bir bilgisinin olmadığını söylerdi. 
-Kadın kıyafetlerini giymekten haz alırdı. North by Northwest'in 44.dakikasında bir trende görülen turkuaz elbiseli şişman bir kadın vardır. Bunun Alfred olduğu iddia edilmektedir. 

9) Luis Bunuel 


-Evinin arka bahçesinde sıçan, maymun, papağan, şahin, yılan, Afrika Kertenkelesi ve bir sürü gri fare barındıran küçük bir hayvanat bahçesi yapmıştır. 
-Farelerin birleşmesini izlemekten ayrı zevk alıyordu.
-Grup seks tutkusu vardı. Hatta bir keresinde ev sahipliğini Chaplin'in yaptığı bir orjiye katılmıştır.
-Başına gelen bir olay yüzünden kadınların zihin okuma ve kontrol etme yetisine sahip olduğunu iddia ederdi.
-Eşcinsellerden o kadar nefret ederlerdi ki eşçinsel bir erkeği ondan hoşlanıyormuş gibi davranarak oyuna getirip dövmüşlükleri bile vardır.


10) Walt Disney



-Babası fazlasıyla despot biri olduğu için onun imzasını taklit ederek 1.Dünya Savaşı'nda gönüllü olarak Kızıl Haç'a katıldı. İleride McDonald's zincirinin kurucusu olacak Ray Kroc ile aynı Birlik'te yer aldı.
-Çizim konusunda hiç yeteneği yoktu. Yıllarca çizim yapmamışlığı bile vardır.
-Kendi evinde bir işkence odası olduğu iddia edilmektedir. En dikkat çekici olan ise çocuklar için tasarlattığı parmak ezicidir.
-Disney'in mezarı gizli tutulmaktadır. Bir rivayete göre de çözelti içinde dondurulmuş bir şekilde Disneyland'de Karayip Korsanları bölümünün altında saklandığı söylenir.


11) Leni Riefenstahl



-Hitler ile uzun süreli bir ilişkisi olduğu düşünülüyordu.
-Naziler için propaganda yapıyordu. İradenin Zaferi bunun en büyük kanıtıdır. Bu filmde kullanılan teknikler günümüzde bile görüntü yönetmenleri tarafından saygı ile izlenmektedir.
-Nazilerin önde gelen isimlerinden birçoğu Leni'nin elinde oyuncak olmuştur.
-99 yaşındayken bir belgesel çekti. Bu sayede tüm zamanların en yaşlı belgeselcisi oldu.
-George Lucas, Star Wars filmindeki birçok sahneyi İradenin Zaferi filminden almıştır.


12) Elia Kazan



-İstanbul'un Fener semtinde Elia Kazanoğlu adıyla dünyaya gelmiştir. 
-Marilyn Monroe ile bir süre birlikte olmuştur. O sıralarda Arthur Miller da Monroe'ya aşıktır. İkili seviştikten sonra Monroe'nun yatağının baş ucunda olan Arthur'un fotoğrafına hüzünlü bir şekilde bakarlar. İlginç bir ilişkileri vardı. 
-Çevresindeki çoğu kişi ondan nefret ederdi. "İspiyoncu" olarak anılırdı. Bunun nedeni ise eskiden üye olduğu Komünist Partisi'ndeki isimleri açığa çıkarmasıydı. 

13) Akira Kurosawa


-Soyu 11.yüzyıl Şogun Savaşçısı Abe no Sadato'ya kadar dayanırdı.
-Başta ressam olmayı düşünmüştü fakat yetenek sınavlarını geçemedi.
-Dodes'ka-den filmi kötü eleştiriler alınca bileklerini ve boğazını keserek intihar etmeye kalkışmıştır. 
-Hep bir Godzilla filmi çekmek istemiştir fakat kimse bunun için ona gelir sağlamamıştır. 
-2.Dünya Savaşı'nın sonlarına gelinirken Japon halkı toplu intiharı düşünmekteydi. Kurosawa, oyuncu sevgilisi Yoko Yaguchi'ye evlenme teklif etmek için böyle bir zamanı seçmişti. "Savaşı kaybedeceğiz gibi görünüyor. Eğer Yüz Milyon İnsanın Onurlu Ölümü noktasına gelirsek, nasılsa hepimiz öleceğiz. Ölmeden önce evlilik hayatının nasıl bir şey olduğunu görmek çok da kötü bir fikir değil." Yoko teklifini kabul etmiştir ve dokuz yıl evli kalmışlardır. 

14) Orson Welles 


-İç çamaşır fetişiydi. Sevgililerinden söylediği şeyleri giymelerini isterdi. 
-Evli kadınlarla yatma gibi bir alışkanlığı vardı.
-Elizabeth Short'u onun öldürdüğünü düşünüyorlardı fakat hiçbir zaman tam olarak gerçeğin ne olduğu ortaya çıkmadı.
-Alfred H. gibi değişik bir şaka anlayışı vardı. İdrar ile birleştiğinde kırmızı renge dönüşen bir karışım bulmuştu. Bir partide havuza bundan döktü ve havuza idrarını yapanları anlamış oldu. Daha sonra havuzun içinde çıngıraklı yılan olduğunu söyleyip panikle havuzu boşalttırdı.


15) Ingmar Bergman



-Ailesi o kadar katıydı ki bir kuralı çiğnediğinde tüm aile o evde yokmuş gibi davranırdı. Babası onu halı dövücüyle döverdi ve ardından günahlarının affedilmesi için babasının elini öpmek zorunda kalırdı.
-Küçükken bakıcısı onu bir morgun içine kilitlemiştir. Saatlerce orada kalmıştır.
-İsveç'teki evine bir yargıç ile bir ayakkabı tamircisinin ruhunun dadandığını iddia etmiştir.
-Kendi çocuğunu dört yıl bile görmediği zamanlar vardı. Çocuğu bir kere görüp sonra tekrar ortalıktan kaybolurdu.


16) Federico Fellini



-8½ ve La Dolce Vita filmiyle ''paparazzi'' terimini sözlüğe sokan kişidir.
-Penus isimli medyumu eşliğinde sürekli ruhlar alemi ile iletişime geçmeye çalışırdı.
-Fellini bir grup insanın gözetimi altında uyuşturucu kullanmıştır. Hatta bunun ses kaydını bile yapmıştır. Kendine geldiğinde o uyuşturucu ile tatmin olamadığını dile getirmiştir.


17) Robert Altman



-Hippiliğin gerektirdiği bütün özelliklere sahipti. Bunlarla Hollywood'da ün salmıştı.
-Öğle yemeği molasında bile geneleve giderdi.
-İlk kariyer tercihi köpeklere özel dövmeler yapan bir sanatçı olmaktı.
-Mash filminin tema müziğini 14 yaşında olan oğlu Mike yapmıştır. Altman'ın iddiasına göre oğlu yıllar içinde bu şarkıdan telif ücreti olarak bir milyon dolardan fazla kazanmıştı. Babasının filmi yönetirken kazandığı paranın on katından fazla!


18) Stanley Kubrick 



-Tipografi takıntısı vardı. Yazı tipleri üzerine devasa bir kitap koleksiyonu vardı. 
-Pinpon oynamaktan çok zevk alıyordu. Özellikle filmlerinde yer alan oyuncularını yeniyorsa. Bu onlara sette daha kolay hükmetmesi demekti. 
-Kırtasiye malzemelerine o kadar takıntılıydı ki ekibi yazışma yaparken sadece 15*10 cm'lik kağıtlardan kullanmasını istiyordu. 
-Hayvanlara karşı zaafı vardı. Köpeği hasta diye çekime aylarca ara vermişliği bile vardır. Hatta bir keresinde Full Metal Jacket filminin setinde bir tavşan ailesinin kazayla ölmesi sonucu o günkü çekimi iptal etmiştir. 
-Çoğu şeyden inanılmaz derecede korkardı. Mikroplardan korktuğu için, ekipte grip olan biri sete asla gelemezdi. Şoförünün arabayı hızlı kullanmasını yasaklamıştı. 
-Bir keresinde kendi dişçisini Bronx'tan Londra'ya getirtmişti. Dişçisinin lisansı İngiltere'de geçerli olduğu için tedaviyi Amerika Elçiliği'nde yapmak zorunda kaldılar. 
-Bir rivayete göre Neil Armstrong'un aya inme videosu tamamen sahtedir ve bu görüntüleri Kubrick yönetmiştir. Fakat buna dair bir kanıt yoktur. 



Kaynak: Robert Schnakenberg-Büyük Yönetmenlerin Gizli Hayatları

5 Eylül 2015 Cumartesi



Eğer sıkı bir dizi takipçisi iseniz, izlediğiniz birkaç dizi varsa fakat yeni sezonlarının ne zaman geleceğini bilmiyorsanız doluşun. 2015-2016 sonbahar-kış-ilkbahar döneminin dizilerinin başlama tarihlerini sizin için derledik.

Hala Tarihleri Duyurulmamış Olan Diziler:



Pretty Little Liars
American Idol
It's Always Sunny in Philadelphia
Black Sails
Better Call Saul
Vikings
House of Cards
Penny Dreadfull
DC's Legends of Tomorrows(Yeni Dizi)
Orange is the New Black
Outlander
House of Lies
Person of Interest
American Dad
Bates Motel
12 Monkeys
-2015-

11 EYLÜL
Z Nation

15 EYLÜL
Best Time Ever with Neil Patrick Harris(Yeni Dizi)

16 EYLÜL
South Park

19 EYLÜL
Doctor Who

21 EYLÜL
The Big Bang Theory
Gotham
Voice

22 EYLÜL
The Muppets
Scream Queens(Yeni Dizi)
Limitless(Yeni Dizi)

23 EYLÜL
Empire
Law and Order
Modern Family
Nashville

24 EYLÜL
Grey's Anatomy
The Blacklist
Heroes Reborn(Yeni Dizi)

27 EYLÜL
Last Man On Earth
The Simpsons
Family Guy
Once Upon a Time

29 EYLÜL
Marvel Agents of Shield

4 EKİM
The Good Wife
Homeland
The Affair
The Leftovers

6 EKİM
The Flash
iZombie

7 EKİM
American Horror Story
Arrow
Supernatural

8 EKİM
The Originals
The Vampire Diaries

11 EKİM
The Walking Dead

12 EKİM
Fargo

24 EKİM
Davinci's Demons

26 EKİM
Supergirl

31 EKİM
Ash vs Evil Dead(Yeni Dizi)

5 KASIM
Mom


-2016-

17 OCAK
Shameless

24 OCAK
The X-Files(Yeni Dizi)

NİSAN
Game of Thrones


Not: Başlangıç zamanları kesinlik kazanmamış dizilerin tarihleri duyruldukça listeyi tekrar tekrar güncelleyeceğiz. Sizin merak ettiğiniz veya eklememizi istediğiniz bir dizi var ise iletmeniz yeter, hemen koyarız.

3 Eylül 2015 Perşembe




        Siyahın beyaz ile büyüsü içinde biraz psikoloji, biraz sosyoloji ve biraz da adalet kavramını irdelemek ister misiniz?

    Beyninizi doruklarına kadar çalıştırmaya ve her anında heyecan yaşayacağınız bir buçuk saate ne dersiniz?

    Bu filmi gerçekten büyük ön yargı ile başladım izlemeye. Fikrim siyah beyaz oluşu, kesin eski tarz sıkıcı bir film olacağı ve bana pek anlamlandıramayacağıma inandığım sahneler yaşatacağı üzerineydi. Ancak gerçek anlamda yanıldığımın farkına filmin her saniyesinde tekrar tekrar vardım.
      
  Eğer bu filmi içselleştirerek izlerseniz içinizde kıpırdayacak hisleri ve düşünceleri sıralıyorum; sistem eleştirisi, kamuoyunun ön yargısı, çoğunluğun yönlendirmesi ile verilen kararlar, adaletin ne kadar hassas bir çizgide ilerlemesi gerektiği...

   Sidney Lumet'in ilk denemesi olan Amerikan yapımlı 12 Angry Men filmi 1957 yılında vizyonda yerini almıştır. Amerika'daki adalet sisteminde mahkemece alınacak kararda yani yargılama sürecinde 12 juri üyesi yer alır ve bu juri üyeleri toplumun farklı kesimlerinden olabilmektedir. Bu sistem bize yabancı geldiğinden filmi başlarda idrak etmekte sıkıntı çekebiliriz ancak filmin bize sunduğu basit teması ile filme kolayca alışabiliriz. 12 kızgın adam filminin başındaki kısa mahkeme sahnesi hariç tamamı bir masa etrafında toplanmış birbirini tanımayan juri üyelerinin tartışmalarından oluşmaktadır. Bu senaryo kulağınıza sıkıcı gelebilir. Aksiyon türü film tutkunlarına ve anlam bütünlüğünü kaçırmamak için odaklanma problemi yaşayan izleyicilere önermiyorum. Drama türünde sahne alan bu filmi sakin kafa ile izlemeniz, konu bütünlüğünü kaçırmamanıza ve filmden gerekli bütün dersleri çıkarmanıza yardımcı olacaktır.

            
      Bazen bir bireyin evet yalnızca bir bireyin tek başına bir çoğunluk olabileceği, adalet söz konusu ise en ufak bir şüphenin dahi bu çoğunluk ile galip gelebileceğini gösteren bu drama türünde, 12 juri üyesi farklı meslek ve sosyal gruplardan katılım sağlayarak ortak bir karar alma çabasındadır. İçlerinde alacakları kararın bir bireyin yaşamına yada ölümüne sebep olacağının farkında olmayan da önemsemeyen de vardır. başlangıçta 11 juri üyesinin kesinlikle idam kararı üzerine anlaşmalarına karşın 8 numaralı mimar juri üyesini canlandıran Henry Fonda, bir bireyin yaşamı ile ilgili alınabilecek bir kararın 5 dakikadan daha uzun süreye yayılmasını, içindeki haklı şüpheleri karşılaştığı sert ön yargılara rağmen korkusuzca savunur. Senarist filminde subliminal yöntemler ile toplumsal ön yargı ve duyarsızlık, rasizm gibi kavramları da işlemektedir.

   Şu ana kadar en genel çerçevede filmin değerlendirmesini sizlere sunmaya çalıştım. Dönemi Amerikan vatandaşı gözüyle irdelersek Amerika'daki adalet sisteminde, yargı aşamasında jurilerin adalet konusundaki yetkinlikleri de tartışmaya sunulmuş, senaryo kesinlikle topluma vermek istediği mesajı iletmiş ve farkındalık yaratmıştır.

     8 numaralı juri üyesi başlangıçta, tek başına çocuğun masumiyeti ile ilgili haklı dürtülere sahip olup zamanla diğer juri üyelerini de tarafına çekecektir. Ortaya çıkan bütün tezler filmin final bölümünden bağımsız olarak ayrı birer heyecan ve polisiye macera içermektedir. Filmi izlerken şunu kolaylıkla gözlemleyebilmekteyiz; juri karar verirken adaletten kolayca uzaklaşabilmekte, olaya subjektif bakış açısını katabilmektedir. Bu da Amerika'da o dönemdeki adalet sisteminde insan hayatının değerinin ne kadar gözardı edilebileceğini göstermektedir.

     Sanatı anlamlı kılan onun verdiği mesajlar ile kitlesinin davranışlarında veya algılarında değişime yol açmasıdır. Bu bağlamda 50'li yıllarda gösterime sunulmuş bu filmin o dönemde izleyicilere adalet sistemiyle ilgili eleştiri yetisi kazandırması ve ön yargının karşısında dimdik durabilme gücü vermesi açısından ciddi bir öneme sahip olduğunu belirtebiliriz. 12 Kızgın adam mutlaka izlenmeli ve bahsettiğim anlamlar belki de daha da derine inilerek genişletilmeli.


          






        Yıl 2571, insan nüfusu dünyayı ve dünyanın verdiklerini çoktan tüketmiş. Nüfus ne küçük mavi gezegenimize ne de onun biricik güneş sistemine sığamayınca, insanoğlu içinde onlarca gezegen ve ay olan farklı bir güneş sistemine göç etmiş. 'Terreform' denilen atmosferi 'şekillendirip' burada yaşamaya başlayan insanlar için hayat hiç de sanıldığı gibi parlak değil. Sistemin merkezinde yer alan gezegenler Birlik denilen ortak hükumeti oluşturuyor. Bu merkezi gezegenler aradan geçen 500 yılda beklenen ilerlemeyi sağlasa da sistemin kenarında köşesinde yer alan gezegenlerde iklim, yaşam ve teknolojik gelişememezlik buralarda adeta bir Western hayatını (adamlar dünyadan at getirip orada da ata biniyorlar) mecbur bırakıyor.  Hâl böyle olunca, bir avuç çapulcu, şartların iyileştirilmesi adına birlikle çarpışıyor fakat yetersizlikler nedeniyle mağlup oluyor. İşte dizimiz de bu bağımsızlarla beraber çarpışmış ve mağlup olmuş Malcolm Reynolds ve Zoe'nin yıllar sonra Firefly tipi bir kargo gemisiyle gezegenler arasında taşıyıcılık yapmasıyla başlayan sergüzeştlerini anlatıyor. 


Birlik'in bayrağı. Amerikan-Çin bayrakları birleşimi.



        Bizim 'E madem bu insanların, farklı güneş sistemine göç edecek, orada hayat kuracak kadar teknolojisi var, neden her gezegen iyi değil, nerede eşitlik nerede kardeşlik?' diye sorma ihtimalimize karşı dizinin yaratıcısı Joss Whedon (kendisini The Avengers I-II'den hatırlıyor olabilirsiniz), "Gelecekte hiçbir şey değişmeyecek, teknoloji gelişecek ama biz hala bugünkü politik ve etnik problemlere sahip olacağız.' diyor. Bu gerçekçi bakış açısı da dizinin evrenini bir distopya yapmaya yetiyor.



Yollar gidişine, kızlar duruşuna hasta Serenity'm...



        Gemimizin kaptanı Reynolds ve silah arkadaşı Zoe, gemileri Serenity ile (isyan sırasında kaybedilen bir çarpışmanın ismi) maceradan maceraya atılırken elbette yalnız değiller. Sevimli; sevimli olduğu kadar bileği maharetli mekanik Kaylee Frye (Jewel Staite), adam gibi adam, gemimizin pilotu, usta şoför Hoban Washburne (Alan Tudyk),  kaslı, sert görünümlü ama bir o kadar da çocuksu ve her an seni bile satacakmış gibi bakan Jayne Cobb'tan (Adam Baldwin) oluşan çekirdek mürettebata gemide bir mekik kiralayarak orada mesleğini icra eden "Refakatçi" Inara Serra (Morena Baccarin)  de eklenir. Güneş sisteminin hemen hemen her yerinde büyük bir saygıyla karşılanan Inara, gemiye prestij, gemi ise onu sistemin ücra yerlerine dahi taşıyarak yeni müşteriler kazandırır. Bütün bu insan kalabalığı yetmezmiş gibi bir de gemiye bir doktor Simon Tam (Sean Maher), nur yüzlü bir din adamı (taa orda ne dini yahu) Derrial Book (Ron Glass) ve gizemli bir geçmişi olan ve abisi tarafından o geçmişten kurtarılarak gemiye alınan River Tam (Summer Glau) katılır. Uzayın sonsuz karanlığında adı gibi bir ateş böceği misali salınan gemimiz hem Birlik hem de yağmacılar denilen türlü sapkınlıklara sahip yamyam korsanlardan sakınarak yer yer gezegenden gezegene nakliyat, yer yer ise sınırlardan kaçak sigara geçirerek ekmeğine bakmaya çalışır.


bilin bakalım hangisi din adamı?
        Peki, IMDB'de 9,1 puanıyla Tv Series Top 250'de 15. sırada bulunan, hala dünya üzerinde hakkında 'lan belki devamı çekilir' diye hayaller kurulan, aradan 13 yıl geçmesine rağmen bana bu yazıyı yazdıran bu dizi, neden ilk sezonun ardından iptal edildi?

        Daha dizi başlamadan FOX kanalı ve Joss Whedon arasında anlaşmazlıklar başlar. Parayı veren düdüğü çalar zihniyetindeki Fox, dizinin işleyişini bozabilecek karakterler arasında aşk ilişkileri istemiş, Joss Whedon da açık bir dille reddedince kılıçlar çekilmişti. Fox, buna karşılık Sci-fi kategorisindeki (hatta Uzay Western'i bile denilebilir) diziyi 'çılgın bir komedi' diye tanıtır. Dizinin tanıtım videosu ise tam bir fiyaskoya dönüşür. Tüm bunlar yetmezmiş gibi Fox, dizinin 14 bölümünden sadece 11'ini, üstelik Pilot bölümü atlayarak yayınlar. Bu 11 bölümü karışık bir sırayla ve Amerikan medyasının 'ölü' olarak adlandırdığı Cuma gecesi yayınlayan Fox; böylece Firefly'ın reytinglerini düşürerek en baştan riskli bir yapım olarak gördüğü dizinin üzerine tüyü de dikmiş olur. Böylece Fox, Futurama'dan sonra bir efsaneyi daha bitirir. Fox, sen haksızsın dostum ve sana laflar hazırladım.



        Dizinin iptalinin ardından Fox'u mektup yağmuruna boğan hayranları anca olaya böyle bakan ve anlamayan Fox'tan olumlu bir cevap alamaz. Seyircinin bu isteğiyle ve DVD satışlarının da iyi getirisiyle beraber Joss Whedon dizinin bir sonu niteliğindeki Serenity'i çeker. Joss Whedon aklındaki kalan 6 sezonu iki saatlik bir filme sığdırmaya çalışır ve Serenity'le Firefly efsanesi müjganla vedalaşır.

        Dizi hakkında -MİŞ'ler:
  • Joss Whedon, evrendeki Birlik'i "Anglo-Sino Alliance" olarak düşünmüş. Bunun sebebi de gelecekte dünyanın en güçlü iki devletlerini Amerika ve Çin olacağını düşünmesiymiş. Bu yüzden dizide bazen karakterler Çince konuşuyormuş
  • Sahnelerin çekim aralarında oyuncular kendilerinin bekleme/dinlenme odaları yerine uzay gemisinin içerisinde zaman geçiriyorlarmış.
  • Dizinin gerçek bölümlerinin sıralaması "Serenity", "The Train Job", "Bushwhacked", "Shindig", "Safe", "Our Mrs. Reynolds", "Jaynestown", "Out of Gas", "Ariel", "War Stories", "Trash", "The Message", "Heart of Gold", "Objects in Space" şeklindeymiş.
  • Firefly'ın DVD seti, Temmuz 2007'de Astranot Stewen Swanson'la beraber Atlantis mekiğiyle uzaya gitmiş.
  • Mal, dizide ne zaman ata binmesi gerekse aynı ata binmiş. Atın ismi Fred'miş.
  • Uzaydaki çatışma ve patlamalarda gerçeğe sadık kalınarak ses efekti kullanılmamış çünkü uzayda hava ve dolayısıyla da ses yoktur.
  • Dizide kullanılan asker/güvenlik güçleri kostümleri 'Starship Troopers' filminden kalan kostümlermiş. 
  • Dizide "Our Mr. Reynolds" ve "Trash" bölümlerinde Saffron karakteriyle "Mad Men"den tanıdığımız Christina Hendricks yer alıyormuş.

Sevgiler.

e-mail: mehmetcanmicik@gmail.com
twitter: twitter.com/isupergeil
vimeo: vimeo.com/canmicik


2 Eylül 2015 Çarşamba

     

     Tek Başına Dans/Alleine Tanzen, alışılagelmişin dışında izleyiciyi sarsan bir belgesel. Henüz küçük bir kız çocuğuyken ailesinin içinde yaşadığı şiddetin ve bıraktığı yaraların izini süren, daha iyi bir gelecek uman Biene Pilavcı kameranın arkasına geçiyor ve kamerayı aile içi taciz, tecavüz, şiddet gibi süreçlerden geçen/geçmekte olan aile üyelerine çeviriyor. Yönetmenin mezuniyet projesi olan ve 50. Altın Portakal Film Festivali'nde En İyi Belgesel ödülünü Fecira (2013) ile paylaşan Tek Başına Dans, hayattan bile daha gerçek bir film.

Biene Pilavcı

       Belgesel, eski VHS kasetlerden bir düğünün görüntüsüyle başlıyor. Almanya'da işçi olarak çalışmakta olan bir adamın köyünden kendinden epey küçük bir kızla, kızın annesinin sırtında taşıdığı yatalak babasına bir tekerlekli sandalye vaat ederek, evlenmesi ve onu Almanya'ya götürmesiyle devam ediyor öykü. Küçük yaşta evlendirilmiş bir anne, alkol aldıktan sonra evdekilerden dayağı esirgemeyen bir baba. Geçimsizlik eve hakim olunca bunun çocuklara yansıması uzun sürmemiş. Evin tek erkek çocuğu tehlikeli yollara sapmış, hapishaneye giriyor. Yönetmen Biene ise on iki yaşında evden kaçarak on yedi yaşına kadar bir Katolik öğrenci yurdunda kalıyor. Bu yolla kendini ailesinden kurtarıyor. Yönetmen, aradan geçen yirmi yıllık süreçte geçmişiyle hesaplaşmak, babasından hesap sormak, belki de geçmişle yüzleşerek ailede bazı şeylerin yerine oturmasını sağlamak amacıyla eline aldığı kamerayı ailenin fertlerine uzun süreçte doğrultuyor. Taciz ve tecavüz gibi olayların bahsedildiği, yönetmenin 'Anne, ablama bıçağı nasıl fırlattın?' ya da Türkiye'ye dönüp tekrar iki çocuk sahibi olan babasına 'Baba, bize bunu nasıl yapabildin?' sorularını yönelttiği belgesel, bittikten sonra insanın ağzında buruk bir tat bırakıyor.

Pilavcı ailesi fertleri, bir eksikle. Baba.

    Belgeselin çekim süresince tam bir ikilem yaşayan, zaman zaman konuşan zaman zaman ise konuşmaktan çekinen, kamerayı kapattırmaya çalışan anne, baba, kız kardeşler, abla ve erkek kardeş bir patlama noktasından sonra geçmişe dönmeyi kabul ediyorlar. Babası tarafından tecavüze uğramış abla, babasıyla yüzleşmek için Türkiye'ye gidecek yönetmene: 'Orada olup, karısına bu adamla kızını yalnız bırakma demek isterdim.' diyebiliyor.

Anne.

   Bu acı hikayeyi önce kurmaca bir film olarak çekmeyi düşünen Pilavcı, daha sonra üç sebepten ötürü bundan vazgeçtiğini söylüyor. Kendisi bu nedenler şöyle sıralıyor: "İlki; bütün film zaten önümde yaşanmıştı. Bir yönetmen olarak sırf aletlerimi getirmek düşüyordu sadece bana, ki o olan bitenleri çerçeveleyeyim. Bundan ziyade, bu filmin belgesel olması benim için ayrı bir sorumluluktu ve ben bu sorumluluğa kendimi nihayet hazır hissediyordum. Ve daha da ötesi bu vadiden kendimin de geçmesi gerekiyordu. İkincisi; ancak bir belgesel film bu konuyu çok daha yakın ve gerçekçi anlatabilirdi. Tabii ki böyle bir konu çoğu zaman zaten kurmaca olarak anlatılmıştır ama böyle birebir bir belgeseli şahsen ben hiç görmedim veya duymadım. Üçüncüsü de; kurmaca film çekmenin çok pahalı olmasıydı tabii ki."

Almanya'dan sınır dışı edildikten sonra Türkiye'de evlenip iki çocuk sahibi olan Baba.

    Filmin çekimlerinden, kurgu sürecinden ve gösteriminden sonra 'her şeye rağmen bir aile' olduklarını hatırladıklarını söyleyen yönetmen, şimdi Almanya'daki aile fertleriyle aralarının eskiye oranla iyi olduğunu da belirtiyor. Bu tarz hikayelerin sinemadaki etkisini bilenler için bu vurucu ve gerçek hikayeyi hem yaşamış hem de dönüp onunla yüzleşmek zorunda kalmış insanları perdede şeffaf bir şekilde izlemek, filmin yönetmenine cesareti için hayran olmaya yetiyor.

   Bir film izlemekten çok, bir ailenin kendi geçmişiyle yüzleşmesinin içine düşmüş gibi hissettiren film; eski çizik VHS kasetler, sararmış günlük sayfaları, hatırlanmak istemeyen anılar ve hiç yaşanmamış gibi davranılan olayların eşliğinde izleyiciyi 'gerçeklik' yumruğuyla vuruyor. 

           Sevgiler.


Alleine Tanzen Trailer


 e-mail : mehmetcanmicik@gmail.com
 twitter : twitter.com/isupergeil
 vimeo : vimeo.com/canmicik